Her şeye sahip olduğu halde mutsuz olan çocuklarda ne gibi eğitim hataları yapılıyor? Çocuğun asıl ihtiyacı nedir? “Çocuğum için her şeyin en iyisi olsun” derken doyumsuz bir çocuk mu yetiştiriyoruz? Bütün bu soruların cevaplarında formül, sevgi ve disiplini birlikte ve dengeli verebilme uygulamasıdır.

Anne baba merkezli aile olmak varken, çocuk merkezli aile olmak, çocuğu evin küçük hükümdarı kılmak da mümkündür. Amacımız çocuğu her an mutlu etmek değil, onu hayata en doğru şekliyle hazırlamaktır. Kendi iyiliği ve mutluluğu için çocuğa arzularını erteleyebilmeyi ve ev hayatının kurallarına uymayı öğretmeliyiz. Çocuğumuza kızarken bile severek kızmalıyız. Onun kişiliğine saygı göstermeli, çocuğu büyük insan gibi dinlemeli ama ondan büyük insan davranışı beklememeliyiz.

Bilinçli ilişkinin genel kurallarına ilave olarak şunlar söylenebilir;

  • Özel davranacağız diye bencillik aşılanmamalı, hak bilinci verilmeli: Çocuğa doğru – yanlış, iyi – kötü bilinci küçük yaşlarda kazandırılmalıdır. Ancak bazı aileler, bu konuya gereken önemi vermemektedir, çocuk küçükken – özellikle de tek çocuksa – “Bu bizim çocuğumuz, onun istediğini yapmayacağız da, kimin istediğini yapacağız? Biz kim için çalışıyoruz?” diye diye çocuğa özel bir dünya oluştururlar. Bununla birlikte çocuk da hayatta herkesin ona anne babasının davrandığı gibi özel davranmasını ister. Evlendiği zaman, eşinin ailesinin içine girdiği zaman, iş hayatında kendisine özel davranılmamasını hazmedemez, uyumsuz davranışlar sergiler hale gelir. Çocuk ergenlik çağını tamamlayıp genç bir birey olduğu halde hak bilinci doğrultusunda hareket edemiyorsa, ona bencillik yapmadan kendisiyle yüzleşme becerisi kazandırmak gerekir.
  • Çocuğunuza özgüven kazandırın: Çocuklarda özgüvenin yetersiz gelişmesinin nedenlerinden biri, aşırı himayeci davranan ailelerdir. Bazı anneler, çocuklarını en iyi şekilde yetiştirmek için aşırı korumacı tavırlar sergilerler. Çocuklarını sevgi ve şefkate boğan bu anneler, çocukları hiçbir zorlukla karşılaşmasın diye her türlü işi kendi üzerlerine alırlar. Bu tip ailelerde anne, çocuğun yapması gereken şeyleri yapar, çocuk adına düşünür, ona fazla yük vermez. Aslında bu, iyi niyetle yapılan bir eğitim hatasıdır. Çocuğun bütün sorumluluklarını üstlenmek çok büyük bir risktir. Çünkü çocuk, kendi sorununu kendi çözme becerisi kazanmaz. Bu tür bir davranışa maruz kalan çocukta, “ben yapamam” duygusu oluşur. Bu, özgüveni azaltan bir duygudur. Çocuk kendisini yetersiz, güvensiz hisseder ve annesine sormadan hiçbir şey yapamaz hale gelir, yaşı kaç olursa olsun…
  •  İzle – bekle yöntemi uygulayın: Sabırlı olmak, diğer bütün erdemleri geliştiren baş erdemdir. Sabır ve zaman duygusu, birbiriyle ilişkilidir. Hayatın kalıcı zevkleri, beklemeyi bilenlere verilir. Meditatif bir eylem olan sabır, sadece katlanmak anlamına gelmez. İnsan kendisini bir zevkten mahrum bırakıyorsa bunun mantıklı bir nedeni olmalıdır. Aktif sabır dediğimizde de kişi hareket halinde bekler. Ümidini kaybetmez, sürekli fikir üretir. Sabır, kesinlikle haklı ve mantıklı olmalıdır. Kişiliği ezdirmek, hakkını aramamak, sabır değil pasifliktir. Bu, girişimciliği yok eder. Aktif sabır ise sessiz ama soylu bir davranıştır. Bunu çocuğunuza kazandırabilirseniz, ona hayatı boyunca vermiş olacağınız en değerli hediyeyi takdim etmiş olursunuz.
  • Şefkat, sevgiden farklı bir duygudur. Batı dillerinde tam karşılığı olmayan şefkat, karşılıksız sevgi olarak da söylenebilir. Annenin çocuğuna verdiği en önemli hediyedir. Ruhsal bir enerjidir ve verdiği kimseyi de, vereni de iyi hissettirir. Şefkat, şefkati doğurur, vicdana giden bir duygudur, iç sesi içteki uyarı sistemini harekete geçirir. Bu duyguya sahip kişi, bilerek kötülük yapmaz. Şefkatli kişilerin iyi anne baba, iyi eş, iyi arkadaş, iyi patron olmaları daha kolaydır. Yumuşak ve sıcak kalpli insanları kim sevmez ki? Şefkatli insan, aynı zamanda bağışlayıcı da olur, affetmeyi başarır. Sevgideyse bağışlayıcılık, şefkate göre daha azdır.
  • Çözüme odaklanmak: Sorunla karşılaşınca telaşlanmak yerine çözüm odaklı düşünmeyi başarmalı, emretmek yerine fikir vermek gerekir. Büyüğün hayat tecrübesi çocuk için bir hazinedir.
  • Örnek olunduğunu unutmamak: Çocuğun “Annem babam gibi olmak istiyorum” diyebilmesini sağlayabiliyor musunuz? Özdeşim modeli olarak, ne kadar doğru davranıyoruz? Çocuğun sözlere değil, davranışlara bakarak öğrendiğini unutmamak gerekir.
  •  Davranış diline dikkat: Özellikle ergenlikten önce çocuklar, sorunlarını söz dili ile anlatamazlar. Sinirlilik, aşırı hareketlilik, altını ıslatma, tırnak yeme, kavgacılık, yalancılık, iştahsızlık, uykusuzluk, kıskançlık, korkaklık, okul başarısızlığı, kekemelik, bedensel yakınmalar, bunların hepsi birer işaret olabilir. Gizli depresyonun söz dili ile anlatılamaması tedavi gerektirir.
  •  Yuva sıcaklığını hissettirin: Beklemediği bir anda çocuğa gülümsemek onda güven ve bağlılık duygusu uyandırır. Korktuğu, heyecanlandığı anda elini tutmak, hafızasında olumlu izler bırakır. Bedensel dokunmalar, çocuğa güven verir. Sevginin egemen olduğu ev modelinde anne babanın otoritesi azalmaz, tam tersine çocuğun büyüklere duyduğu saygı daha da artar. Anne babanın sevgisini kaybetmemek için iyi şeyler yapmaya çalışır. Kişiliğine değer verilen, sığınacak yuvası olan çocuk, hayatta daha başarılı olur.
  • Sorumluluk verin Çocuğa bağımsızlık kazanacağı ev işleri ya da alışveriş ödevleri vererek küçük başarıların tadını almasını sağlayın. “Onun yapacağı işten ne olur?”demeyin. Bırakın yetenekleri gelişsin.
  • Çocuğunuzun arkadaşlarını tanıyın: Üç yaşından itibaren arkadaş, çocuk için önemli olmaya başlar. Çocuk hayatı, oyun içinde ve arkadaşlar arasında öğrenir. Çocuğun arkadaşları kötülenmemeli, mümkün olduğunca eve çağrılıp olaylar üzerinde konuşmaya çalışılmalıdır. Arkadaşını küçük düşürücü yaklaşımlar sergilemek, çocuğunuzu gizli saklı iş yapmaya iter.
  • Olaylar üzerinde konuşun: Birlikte yaşanan üzüntülü ve sevinçli olaylar üzerinde sohbet etmek çocukta aidiyet ve bağlılık duygularını güçlendirir. Çocuk böylece ailenin yaşam biçimini ve değer ölçülerini benimser. Yoksa konferans, vaaz tarzı yaklaşımların hiç faydası olmaz. Monolog değil diyalog gerekir. İki tarafta konuyu bilmeli ve etkin bir diyalog kurulmalıdır.
  • Ödül ve cezada denge: Evin kurallı bir ortam olması gerekir. Bir futbol maçında bile kurallara uymayanlar kart görür. Ancak aile sosyal bir  birlik ve anlaşma demektir. Çocuk ödül kazanmaya odaklandırılmamalı ve bu çabaya ailesi tarafından yönlendirilmemelidir. Çocuğun kişiliğini övmek doğru değildir, çabalarını övmek gerekir. Çocuğun davranışlarının sorumluluğunu üstlenebilmesi ve sosyal beceriler kazanabilmesi sınırları bilmesine bağlıdır. Sınırları aşarsa da hatasıyla orantılı bir bedel ödemelidir, bu bedel hiçbir zaman ceza olarak adlandırılmamalıdır.
  • Aile içi oturumlar yapın: Beraber zaman geçirmek çok yararlıdır. Bu sayede bireyler karşılıklı olarak birbirlerinin sevinç ve üzüntülerinden haberdar olur, hayatı paylaşırlar. Amaç çocuğu hayata hazırlamaktır. Beraber zaman geçirmek bunun için önemlidir. Zamanın süresinden çok nitelikli olması faydalıdır.
  • Etkin dinlemenin önemini bilin: Çocuk konuşmasını bitirinceye kadar dinlenmeli, sözü kesilmemeli, kendisiyle göz teması kurularak konuşulmalıdır. Dinlediğinize dair baş sallamak, onay işaretleri vermek, sorular sormak gerekir.
  • Esnek olun; Her çocuğun yapısı ayrıdır. “Ben babamın yaptığını, annemin yaptığını yapıyorum ve bana zararı olmadığını biliyorum,” gibi sözler, sık duyduğumuz sözlerdir. Dar görüş ve dar düşünceler her çocuk için geçerli değildir. Hatta beş çocuğunuzun beşinin de anladığı dil farklıdır. “Hepsini ben yetiştirdim, nasıl olur?” demeyin…
  • Çocuğun birey olmasına fırsat vermek: Çocuk bizim çocuğumuzdur ama, bize ait değildir.  Onu ayrı bir insan olarak düşünmeliyiz. Çocuğun, anne babadan sağlıklı ayrışması gerekir.
  •  Önce çocuğunu tanı: Çocuğun psiko-sosyal gelişiminde her yılın farklı özellikleri vardır. Her evreyi bilmek, çocuğunuzun ruhsal ve fiziksel güvenliğine, ihtiyaçlarına ve sınırlarına göre davranmayı sağlar. Böylece çocuğunuza taşıyamayacağı psikolojik yük yüklememiş ve onu yaralamamış olursunuz.
  • İyilik yapmayı öğretin: Anne babalar, “çocuğuma sadece iyilik yapmayı öğretirsem herkes onu aldatır,” diye düşünebilirler. Gerçekten de kötülüğün prim yaptığı bu zamanda bir çocuğa iyilik yapmayı öğretmek kolay değildir ama çocuk eğitiminde günümüze hakim olan yanlış yargılara, hurafelere takılıp kalmak yerine doğru olan neyse onu yapmamız gerekir. Çünkü çocuklar bu toplumun geleceğini şekillendireceklerdir.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir